Mahmut AKGÜL – Tıp Eğitiminde Rol Model Eksikliği

Üzerinden neredeyse üç yıla yakın bir süre geçtikten sonra ilk kez Türkiye’ye geldiğimde, transatlantik uçuşun bitiminden bir gün sonra tıp fakültesi öğrencilerinin organize ettiği bir ‘ulusal tıp kariyeri kongresi’ne konuşmacı olarak katıldım. Kısa süre de olsa Türkiye’de yeniden olmanın mutluluğu, unuttuğum tanıdık memleket ayrıntılarının eş zamanlı olarak duyu reseptörlerimi bombardımana uğratması ve jet lagin de etkisiyle konuşmamın ne kadar etkili olacağı konusunda bir hayli endişeliydim. Kongre, pek çok branştan akademik kariyerin basamaklarını oldukça yükseklere kadar tırmanmış değerli hekimlerle birlikte sadece Türkiye’de tıbbı değil Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya’da da tıp kariyerini anlatan hekimlerin bir araya geldiği oldukça önemli bir organizasyondu. Benimle birlikte yurtdışı konuşmacıları öğleden sonra sahneye çıkıyordu, ilk konuşmalar ise Türk tıp akademisinin önde gelen bazı üyelerine aitti; herkes kendi mevkisi ve tecrübesi derecesinde bu konuşmalardan pek çok şey öğreniyordu. Ancak hiç kimse bu konuşmacılardan birinin hepimizde soğuk duş etkisi oluşturacak yorumlarını beklemiyordu; bu konferans günlük akademik hayatta sıklığından hayret ediciliğini unuttuğumuz bir hastalığın ve beraberindeki eksikliğin çok çarpıcı bir örneği olarak hafızama kazındı.

Kendi branşının önde gelen büyük isimlerinden bir tıp profesörü, branşının ayırıcı özelliklerinden çok kısaca bahsettikten sonra ‘arkadaşlar, ben dermatologların ve yurt dışına çıkan Türk hekimlerinin doktor olduğuna inanmıyorum’ dedi.

‘Dermatologların ve yurt dışında çalışan Türk hekimlerin doktor olduğuna inanmıyorum.’

Salona göz gezdirdim, dinleyicilerin azımsanmayacak bir kısmının alt çeneleri aşağıda, gözleri de benimkiler gibi fal taşına yakın açıklıkta, öğrenciler birbirine bakıyor. Alanında bilinen bir tıp profesörü, tıp kariyerinin çeşitli branşlarının ve yurtdışı kariyer seçeneklerinin anlatıldığı bir konferansa katıldığının farkında olarak (yada belki daha kötüsü, farkında olmayarak) bu yorumu yapacak cüreti kendisinde bulabiliyor.

O anda, ülkemizde tıp sanatını öğrenmek için ter döken öğrencilerin, asistanların, uzman hekimlerin, kısacası tıp ailesinin ihtiyaç duyduğu bir elzemin önemini tekrar kavradım: yolun başındaki genç dimağların faydalı bir istişare için fikir alacakları rol modellerin nadir oluşu.

Bu yazıyı yazmamın nedeni yolun başında bir tıp hekimi olarak bir rol model olma iddiası hadsizliği yada Türkiye’de bu özelliklere sahip bir tıp hekiminin olmadığını söylemek değildir. Amacım, başta Türk tıp öğrencileri olmak üzere bu ailenin tüm fertlerinin ‘tıp alanında bir şeyler neden sürekli ve tutarlı bir şekilde ters gidiyor?’ sorusunun çok yönlü nedenlerinden birini masaya yatırmaktır.

Türkiye’de üniversite sınavlarında binde, on binde birlik dilimlere girme başarısı gösterdikten sonra hayatları boyunca çalışacaklarını bilmelerine rağmen pek çok genç, tıp fakültelerine bilerek ve isteyerek başlarlar. Tıp eğitimi, her sene bir başka peçesini kaldıran ve evlenmeden yüzünü görmediğimiz bir kadın gibi sevdalandığımız uzun soluklu bir süreç olarak ‘her türlü yıpranmaya, fedakarlığa, uykusuzluğa ve mezara kadar okumaya’ davet eder bizi. Bu davetin bu kadar uzun soluklu bir yolda tesirini kaybetmemesi şarttır, çünkü yılgınlık insan tabiatıdır ve pek çok zaman uzun yollar yürüyenlerin gerekli önlemleri almadıklarında başlangıç hallerindeki dağ deviren şevklerini kaybedip kısa sürede bu yolda neden yürüdüklerini hatırlamaya uğraştıklarını görürüz. Bu hatırlatmanın sağlanmasında en kritik rolü, bu yolu uzun zamandır yürüyüp de neden yürüdüğünü unutmamış deneyimli tıp profesyonelleri oynar.

Türkiye’de akademik tıp hayatında (tıbbın her alanında olduğu gibi) uzun uzun üzerinde konuşacağımız pek çok sorun var (akademik kariyeri pek anlamayan hastane yönetimleri, akademik araştırmayı zorlaştıracak her türlü önlemi almış gibi duran mevzuatlar, politize olmuş akademik kadro, ağır hasta yükü, sağlıkta şiddet, maddi destek yetersizliği gibi) ve bu sorunlar üzerinde gerçekten iyileşme elde edebileceğimiz en etkili girişimlerden biri genç tıp meslektaşlarının eğitilmeleri ve tarafsız bir biçimde yönlendirilmeleri. Tıbbın genç üyeleri, hocalarımızın pek çoğunun zannettiği gibi bilgi ve istek konularında doğuştan defektif değiller (bu tür düşünme tarzı sadece bu hocalarımızın eğitim sorumluluğunu üzerlerinden atmalarını sağlar o kadar); tam tersi, hemen herkes sağlıklı bir yönlendirmeye muhtaç. Bu sağlıklı yönlendirmenin neden çoğu zaman yapılamadığına dair tartışmayı bir kenara bırakarak; tıp alanında iyi bir rol modelin nasıl olması gerektiğini, böyle nadir kimseleri tanıma şansına sahip biri olarak birkaç noktada toplayayım:

  • Akademik mevki sahibi bir hekim için öğrenci eğitimi ekstra bir yük değildir, bilakis akademik mevkisi bu yüzden vardır.
  • Eğitim sadece derste powerpoint sunumu yapmak yada hasta viziti değildir; eğitim yönlendirme olmadan olmaz.
  • Kendisine soru sormak amacıyla gelen bir öğrenciye tarafsız, bu öğrencinin ‘neci’ oluşundan bağımsız ve en önemlisi kişisel zanlarından ve evhamlarından bağımsız bir şekilde tavsiye vermesi zorunludur.
  • Bir akademisyenin genel-geçer, halk arasında ‘beylik’ diye tabir edeceğimiz klişe cümlelerle soru ‘geçiştirmesi’, bir öğrenciye yapılacak en kötü davranış biçimlerindendir.
  • Belki de en önemlisi, akademik bir mevkiye sahip olmak insanın her şeyi bilmesini sağlamaz; ama çoğu zaman akademik mevki sahipleri her şeyi bildiklerini zannederler. Bilmediğini rahatlıkla söylemek akademinin olmazsa olmazıdır.
  • Kendisinin katılmadığı fakat revaçta olan bir tercih hakkında kendisine soru soran bir kimseye, sırf kişisel muhalefeti yüzünden olumsuz cevap vermesi, bir akademisyene eksiklik olarak yeter.

Bu genel kaidelere uyan bir akademisyen, bilimsel anlamda çok büyük işlere imza atmamış olsa bile, tıp fakültesi öğrencilerine ve genç hekimlere yönelik hocalık hakkını yerine getirmiş olur diye düşünüyorum. Yok saymayan, baştan savmayan, yanlış yönlendirmeyen ve bilmediğini bilen akademisyenlerin sayısı arttıkça, Türkiye’deki tıbbın önemli bir eksikliği düzelmeye başlayacak ve bu diğer sorunları çözmemizi de kolaylaştıracaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir