Lütfü BOYBEY – BİR KÜLTÜRDÜR ÇİĞ KÖFTE

Hani bir söz vardır; hayat ileri doğru yaşanır ama geriye doğru anlaşılır diye.

Çünkü hayat ileri doğru akarken geriye doğru izler bırakır ve bu izler halk tarafından benimsenirse kültür halini alır. Kültür halini almasıyla da ileri akıp giden zamanla beraber geçmişi geleceğe taşır. Sonraki nesillere geçmişi anlamalarına ve bir nebzede olsa yaşamalarına yardımcı olur.

Kültür bir toplumun aynasıdır. Bu aynalar kırıldıkça geçmiş ile gelecek arasındaki bağlantılarda da kopmalar başlar. Son dönemlerde bu kopmalar fazlasıyla yaşanmakta memleketimizde…

Adeta magazinsel bir boyuta taşınan çiğ köfte meselesi de bu kırılan aynalardan bir tanesi. Malumunuz bir tartışmadır devam ede durur.

Çiğ Köfte Urfa’nın mı yoksa Adıyaman’ın mı? Son zamanlarda bir şehir daha ilave edildi bu tartışmaya; Elazığ… Meselenin bu boyutu çok acıdır aslında, hem de çiğ köftenin acısını unutturacak şekilde…

Çiğ köfte bir yemekten öte bir kültürdür. Özellikle güney doğu kültüründe köy odalarında, gelen misafirlere özel olduğunu hissettiren ve misafirin gözü önünde, yerde köyün çiğ köfte yapmasıyla en meşhur kişisi tarafından yapılıp ikram edilen, herkese yaptırılmayan bir yemektir, kültürdür. Hem de Hz. İbrahim (as)dan gelen. Eti taş üzerinde tokmaklarla dövülüp güneşte kurutularak ve nemlendirilerek fermantasyona uğratılarak hazırlanan isot ve biber salçasıyla lezzetlendirilen köylünün kendi hasadı olan köftelik bulguruyla lezzetin en üst seviyesine çıkan bir yemek, bir yaşam biçimi…

Özellikle uzun kış gecelerinde yapılıp yenir ve acılığıyla muhabbete müthiş bir tatlılık katar. Uzaktan gelen misafire ikram edilen ve hasreti gideren en lezzetli taamdır Anadolu’nun güneydoğusunda kendine yer edinmiş ve baş tacı edilmiştir çiğ köfte…

Şimdilerde ise adeta mantar gibi yayılmış ve büyük şehirlerde her yüz metrede bir farklı markalarla karşımıza çıkmakta. Etsiz olanı tercih edilir oldu lezzetinden değil ucuzluğundan dolayı. Zaten lezzeti malzemesiyle tamamlanan bir yemekte değil. Lezzetine lezzet katan hammaddesine ilave edilen gündüzden eti hazırlanmaya başlanan ve gece geç saatlerde muhabbet eşliğinde temaşa edilerek ve yoğuran kişinin namından dem vurularak bazen latifelerle bazen de tatlı atışmalarla ve türkülerle…

Yöresel bir ürünün ulusal ve uluslararası bir üne kavuşması ve pazarlanabilir olması tabii ki büyük bir başarıdır. Ancak bütün bunlar yapılırken sadece bir yemek seviyesine indirilmiş olması sadece ve sadece bir sokak lezzetinin seviyesine indirilip tarihinin ve kültürünün unutturulması acı verici.

Gelin bırakalım çiğ köftenin geçmişine anlamsız bir şekilde sahip çıkmayı ve patent peşinde koşmayı. Asıl sahip çıkmamız gereken nereye ait olduğu değil nereye doğru yol aldığı. Sadece bir yemeğe değil bir kültüre sahip çıkalım ve bunu çiğ köfteyle sınırlandırmayalım. Bütün yöresel yemeklerimizin kültürüyle yaşantısıyla ve anılarıyla beraber komple sahip çıkalım. Geliştirirken ve pazarlarken bu değerleri göz önünde bulunduralım…

Vesselam…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir