Erkut SEYMENLER – HERKES ÖLÜR AMA HERKES GERÇEKTEN YAŞAMAZ

Franz Kafka’ın eseri  Dönüşüm’ü bitireli bir iki gün oldu. Kitabın ilk cümlesi çok çarpıcı bir betimlemeyle başlıyor: ‘’Gregor Samsa sabah uyandığında kendini yatağında kocaman bir böceğe dönüşmüş olarak bulur.’’

Kendini odanda bir böcek gibi düşünsene… Herkes yattığında sen ortaya çıkıyor, çürük ve pis yemek peşinde, bir sürü bacağınla, sırtında kabuğunla ışığı gördüğünde değişik bir sıvı bırakarak pıtır pıtır kaçıyorsun. İnsanı gerçekten rahatsız ediyor.

Yeryüzünün halifesi olarak yaratılmış insan ne acı ki gün geliyor kendini adeta bir böcek gibi hissedebiliyor. İradesiz, amaçsız, değersiz…

İnsanı insan yapan temel şeylerden biri de kişinin şahsiyeti ve duruşudur. Ve duruş sahibi olmak bedel ister…

Her devrin adamı olan, hayat amacı olmayan, hamle ve mücadelesi olmayan, çalışmayan, üretmeyen, sevdiğine, benliğine, davasına sahip çıkmayan insan böcek gibidir. Ne yapacağını bilemez, en iyi ihtimalle kıyakçı olur. Kıyakçılık, ayakçılığa; ayakçılık ta yardakçılığa götürür.

Kişi duruş sahibi olmaz ise sele kapılmış bir kütük gibi ordan oraya savrulur. Kimin masasında meze olacağını seçme şansa bile olmaz. Zorbanın ve zalimin karşısında bir böcek gibi kaçışır. Evliya ile eşkıyayı seçemez. Unutur… Kendini unutur, ne olduğunu unutur… Arayıp özüne dönse bile kendinden eser bulamaz… Şeytanın maskarası olur…

Dünyada işlenen bu kadar insanlık suçu karşısında sessiz kalınamaz. Zulmü engelleyemiyorsak onu en azından duyuralım. Ve sen en başında; kendine zulmediyorsun. Senin bir duruşun olmalı…

Bir insan hayatta önce neye sahip olmalıdır. Bir eve, bir arabaya mı; yoksa bir duruşa mı?

Ne yazık ki duruş diploma almakla verilen bir şey değildir. Birey olarak şahsiyeti kazanabilmek için maddi ve manevi idrak gerekir. İdrak etmenin bir akli bir de kalbi yönü vardır. Akli idrak okuyarak, ilmin, alimin peşinde koşarak, tefekkür ederek, araştırarak, sorgulayarak taklitten tahkike geçerek olur. Kalbi idrak ise kalbin sahibini, Sultanını bulup, aşk ve şevkle, gönülden gönüle akan ilimle, Sevgili’ye ittiba ile oluşur.

İnsanların problemlerine eğilmemek, sırf kendi keyfi için yaşamak insanlığa yakışmaz.

Kişideki şahsiyet ve karakter politikada doğruluk ve ciddiyeti , mahkemede adaleti, dairede rüşvetsiz işi, çarşıda hilesiz malı, dürüst kazancı, ailede sadakat  ve saadeti, toplumda huzuru, barışta kalkınmayı, savaşta zaferi getirir.

İnsan tabiatı rahatlığa meyyaldir ama ulvi bir dava için çalışan acı çeken, türlü meşakkatlere göğüs geren insanlar makbuldür. En önemli prensip gevşememek, gaflete düşmemektir. Her dem şuurlu ve ayık olunmalı. Duran düşer, hareket hareketi getirir.

İnsanız; süper güçlerimiz ve sihirli lambamız yok. Ama şahsiyetimiz ve irademiz var. Duruş sahibi olmak için savaşmalı  ve mücadele etmeliyiz. Herkes ölür ama herkes gerçekten yaşamaz. Kaçarak biraz daha yaşayabiliriz ama onursuzca ve bir böcek gibi yaşanmaz…

Çalışan kazanır; gezen görür ve bilir. Hayat hamle ve mücadele ile yürümektedir. Hepimiz bir masada oturuyorsak; bizim oturduğumuz yer ve koyduğumuz karakter sömürgeleşmenin, cehaletin,  zulmün ve adaletsizliğin tam karşısındadır.

Ve insan son nefesini vermeden önce onurlu  bir yaşam yaşadım deyip gözlerini mutlu yummalıdır.

Hayatımızı alabilirler ama özgürlüğümüzü ve şahsiyetimizi asla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir