Ümit ÖZGÜ – TUTTUĞUNUZ ALTIN OLSUN!

 

İnsanoğlu olarak, verilen birçok nimetin farkında değiliz aslında. Çoğu kez elimizdekilere kanaat etmeyerek daha fazlasını isteriz. Acaba elimizdekilerin kıymetini tam idrak edemiyor muyuz?

Herkes hayatında daha fazlasını daha iyisini ve güzelini isteyebilir, daha büyük bir ev, daha lüsk bir araba, daha iyi bir kariyer vb… Bu meselenin başka bir  boyutu…

Bunun yanında Allah‘tan her gelene şükür edebiliyor muyuz? Her halimize Elhamdüllilah diyebiliyor muyuz?

Çoğumuz daha fazla paranın, lüks bir arabanın, boğazda bir villanın bizlere mutluluk getireceğine inanırız. Bu istekler hayallerimizi süsler, onunla yatar onunla kalkarız.

Halk arasında tuttuğun altın olsun  diye meşhur bir söylem vardır. Bu söylemin altında da bu düşünce yatmaktadır aslında. Bu söylem bana Kral Midası hatırlattı, hani her tuttuğunun altın olması için Tanrı’ya dua etmişti, Tanrı da duasını kabul etmişti, tuttuğu kaşık ağzına koymaya çalıştığı yemek altın olunca hayatı nasıl allak bullak olmuştu. Sonrasında ise asıl nimetin bunlar olmadığı ile yüzleşmek zorunda kalmıştı Kral Midas,..

İnsanın sahip olduğu yürüyebilmek, konuşabilmek, uçsuz bucaksız semayı ve dağları izleyebilmek nefes alabilmek az bir nimet midir acaba?

Hangimiz bunların paha biçilemez bir nimet olduğunun farkındayız ve bu nimetler için Allah’a şükür edebiliyoruz ? Ya da bu nimetler bize  İkram-ı İlahi tarafından hazır sunulduğu için farkında değil miyiz?

Yağmurun yağması büyük bir nimettir, yağmur yağdığı zaman herkes Elhamdülillah rahmet yağıyor der, peki güneşin doğması yağmurun yağmasından daha az bir nimet midir? Hiç hayatınızda güneş doğduğu için şükür eden insan gördünüz mü?

Aslında bizler zenginliğinin farkında olmayan elindekinin kıymetini bilmeyen divane adam kıssasındaki kişi gibiyiz. Divane bir adam kendini sarhoş edip yolda karşılaştığı çocukların elindeki parlak cam parçalarını elmas zannederek, onlara sahip olmak  için elindeki tüm altınlarını çocuklara dağıtıp hayali elmas parçaları ile baş başa kalmıştı. Bizlerde elindeki altının kıymetini bilmeyip hayali elmasların hülyaları ile mi yaşıyoruz?

Kanuni Sultan Süleyman;

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhat gibi”

hakikatiyle hasta yatağında yüzleştiğinde tüm mülkü Osmanlının bir nefese yetmediğini anladığında nasıl bir ruh haline sahipti acaba?

III. Mustafa Laleli Babaya; Efendi Hazretleri bu dünyadaki en güzel şey nedir acaba diye sormuştu? Laleli Baba cevaben, bu dünyada en değerli şey  yiyip içtikten sonra def-i hacetini yapabilmektir demişti. Bu söz üzerine Mülk-ü Osmanlının sahibi Koca Padişah bu söze alınıp kızmıştı ama sonra bir def-i hacet için tüm Osmanlı mülkünü Laleli Babanın ellerine bırakıvermişti.

Laleli Babada bu duruma şöyle karşılık vermişti: Bir saltanat ki bir def-i hacete değişiliyor, öylesine ucuz bir saltanat  bize lazım değildir, demişti.Aslında herşey büyük bir nimet çok basit gördüğümüz şeylerde dahil…

Şu kainata kafamıza şükür lambasını takarak baksak nimet olmayan ne var acaba?Allah’ın hangi nimetlerini yalanlayabiliriz,hangilerini görmezden gelebiliriz.

İnsanoğlu genelde elinin altındakileri görmezlikten gelip ya da farkedemeyip kıymetini bilmez, hep elimizde olmayan ulaşamadığımız maddi zenginliğin bizi mutlu edeceğini zannederiz. Oysa ki mutluluk ne parada ne yatta ne de katta… Anı yaşayabilmekte ne olursa olsun kıymetini bilebilmekte, sadace her haline şükür edebilmekte…

Öyle değil mi?

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir