Rıfat OKUR – 90’LARDA ÇOCUK OLMAK

Geçtiğimiz gün Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramıydı. Çocukluğunu 1990’larda geçirmiş biri olarak maziye döndüğümde bazen güler bazen hüzünlenirim.

Çocukluk; saflık, temizlik, iyi niyetlilik, samimiyet, İslam fıtratı üzerine olmaktır… Bu günlerde özellikle İslam coğrafyasında yaşanan sıkıntılar malum, bundan en çok çocukların etkilendiğini söylersem herhalde herkes buna katılır.

Çivisi çoktan çıkan bu dünyada güzel şeyler yine de oluyordu. Oluyor da. Buna örnek olarak kendi adıma 90’larda çocuk olmak diyebilirim.

90’larda çocuk olmuşsanız şimdiki çocuklar gibi bazı şeyleri hızlı elde edip hızlı tüketmemişsinizdir. Teknolojik ürünler ile büyük ihtimalle tanışmamışsınızdır. Bunun için hayatınızın büyük kısmı okulda geçerken büyük bir kısmı da sokakta geçmiştir. Evet 90’ların çocukları olarak bizler sokaklarda yaşıtlarımızla birdir bir, simit, taştan taşa dokuz taş, istop, kemer saklamaca, cilli, kızların ip atlaması gibi bir çok oyun oynardık. Bazen oyunun hararetiyle birbirimizi üzerdik ama iki dakika sonra yinede bir şey olmamış gibi oyuna devam ederdik. Oyun zamanını hemen hemen her zaman abartıp ya babamızın işten eve geldiğinde karşılaşıp oğlum hadi eve demesiyle ya da annemizin hadi yeter artık akşam oldu birazdan baban gelir tenbihi ile tatlı sert uyarılarla, öfleye püfleye eve giderdik.

Okul zamanı ise hocalarımızdan saygıdan mı yoksa korkudan mı ya da her ikisinden midir bilmiyorum ama dediklerini ikiletmezdik.

Okul döneminde en beter şeylerden biri benim nazarımda bitlenme korkusuydu. Nedendir bilmiyorum ama genelde kız arkadaşlar bitlenirdi.

Kollara ayrılırdık, dördüncü ve beşinci sınıfta kümelere ayrılırdık ama teneffüslerde birleşirdik. Mavi önlük giyerdik. Beyaz yakalık takardık. Beslenme çantamız olurdu. Resmi bayramlarda törenler olurdu. En çok da bando takımının, okulun dışına çıkıp _şu an bile kulaklarımda ritmi ve sesi yankılanıyor_ çaldıkları davulların sesini severdim…

90’larda ilkokula gidenler okulun kantininde pek bir seçenek olmadığını hatırlar. Ama hafızamızdan silemeyeceğimiz şeylerde vardı. Leblebi tozu patlayan şeker, simit … Bu seçeneksizlikten midir nedir bilinmez o yüzden okulun etrafında tostçu ağabeyler olurdu ve hocalarımızın ısrarla dışarıdan bir şey satın almayın uyarılarına ve annemizin çantamıza özenle hazırladığı yiyeceklere rağmen yinede o salçalı tostun cazibesine yenik düşerdik…

İlkokula 90’larda gitmişseniz büyük ihtimal servis aracı ile tanışmamışsınızdır. O yüzden ya ebeveynleriniz götürüp getirmiştir sizi okula ya da sizden yüksek sınıfa giden ağabeylerinizle, ablalarınızla…

90’larda çocuksanız Ramazan ayında mahalledeki arkadaşlarınızla tuttuğunuz orucun günü için yarışmışsınızdır. Ben bu kadar gün tuttum sen bu kadar tuttun diye iftara yakın, fırının önünde pide sırasına girmişsinizdir. Teravi namazlarına gidip arkadaşlarınızla yaramazlık ettiğiniz için büyükler tarafından namaz sonrası azarlanmışsınızdır. Bayramdan bir gün önce yeni alınan kıyafetler ütülü bir şekilde odada hazır durur. Heyecanla bayramda giyilmek için sabırsızlanılır.

90’larda çocuksanız, kandil günlerinde sokaktaki komşu annelerin dağıttığı lokmalar ile büyümüşsünüzdür. Uçurtma yapıp evin çatısında uçurtmuşsunuzdur. Babanızın, bakkala ev için bir şeyler aldırmaya gönderdiğinde para üstü ile kendinize çikolata almışsınızdır. Bazen de elinizde veresiye defteri ile gitmişsinizdir.

Okul bitiminde bazı yazlar, ailenizin köyüne gitmişsinizdir. Orada gündüzleri kuran kursuna gidip akşamları meyve ağaçlarına dalmışsınızdır.

90’larda çocuksanız, doğalgazlı yerine sobalı evde büyümüşsünüzdür. Çok fonksiyonlu bu alet ile üstünde kestane, ekmek gibi yiyecekler kızartıp bir yanında portakal kabuğunu üstüne koyup kokusunu çeker bir yanında da çayın suyunun kaynadığını görmüşsünüzdür. Banyo sırası yaşamışsınızdır. Gözünüze sabun kaçtığında annenizin bir şey olmaz evladım göze parlaklık verir lafına safça inanırsınız.

İnsanlarda cep telefonu olmadığı için mahallede, telefon kulübesi olup burada ağabeylerimiz, ablalarımız ellerinde jetonlarla arada içine atıp konuştuklarına şahit olursunuz. Biraz büyüyünce nişanlıları ile konuştuklarını öğrenirsiniz. Evde ailelerinden ar ettikleri için yapılan bu tutum size o yaşlarda bir şey ifade etmez. Telefon kulübesi sadece saklambaç oynarken saklanılacak yerdir sizin için…

Daha nice şeyler nice güzellikler…

Kim bilir belki şimdiki çocuklarda büyüdüklerinde, kendi dönemlerinin çocukluğunun güzelliğinden bahsedeceklerdir. Herhalde bu biraz da çocuk olmakla alakalıdır. Her şeye güzel bakmakla alakalı olmak yani… Kim bilir…

1 comment

  1. biz sokak maçı yaparken sokaktan birinin geçtiği sırada oyunu bırakıp onun geçmesini bekleyen güzel çocuklardık. kalemine sağlık ne güzel anlatmışsın o günleri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir