Lütfü BOYBEY – ELEŞTİRMEK NASIL OLMALI VE KİMLER YAPMALI?

Eleştiri yapıcı ise ne güzel ama yapıcı değilse hiç kulak asmayın.

Aslında eleştirilmek güzeldir ancak ehliyetli kişilerce yapılırsa. Bir iş en çok uzmanı tarafından icra edilirse güzel olur ve sağlıklı sonuç verir.

Eleştirenler çoğu zaman konuşmak için eleştirirler. Unutmamak lazım ki üretenler yani eylemde bulunanlar her zaman eleştirilir. En çok eleştirilen mesleklerden bir tanesi de teknik direktörlerdir. Neden? Çünkü her zaman üretmek zorundadırlar. Her şeyi sistemli yapmalarının yanında anlık değişiklikler yapmak zorunda kalırlar. Bu yüzdende sürekli üretirler ve doğal olarak sürekli eleştirilirler…

Meyve veren ağaç taşlanır demiş atalarımız. Üreten insanda bu sınıftadır ve sürekli eleştirilir. Bu hayatın doğasında vardır. Eğer üretiyorsanız buna alışmanız gerekir.

Şunu diyebilirsiniz; ‘Eleştiriliyorum demek ki varım’ 🙂

Eski çağlarda Hindistan’da yaşayan bir ressam kendi kendine sorar. Acaba gerçekten iyi bir ressam mıyım? Yoksa bana mı öyle geliyor diye bir iç muhasebe yapar. Bunu daha iyi anlamak ve bu sıkıntısını gidermek için, ressamların piri olarak kabul edilen eski ustasına gider ve derdini anlatır.

Epeyce yaşlı olan ustası kendisine en beğendiği resmini şehrin en kalabalık meydanına götürüp koymasını ve yanına da şu notu ( resimde beğenmediğiniz yerin üzerine kalemle bir daire çizin) yazmasını ister. Bir hafta bekledikten sonra da resmi alıp kendisine getirmesini söyleyip gönderir.

Ressam denileni yapar. Büyük bir heyecan ve merakla bir haftanın geçmesini bekler. Gidip tabloyu alır, ancak çok üzgündür. Çünkü: resimde o kadar daire yapılmıştır ki resim hiç görünemez hale gelmiştir.

Ustasına getirip verir. Yaşlı usta bu durum üzerine hiç üzülmemesini ve gene en beğendiği tablolarından birisini götürüp koymasını, bu seferde yanına(resimde beğenmediğiniz yeri düzeltiniz) notunu yazmasını ve bir hafta sonra tabloyu alıp kendisine getirmesini söyler.

Ressam, yaşlı ustanın dediğini aynen yapar. Bir hafta geçer ve tabloyu almaya gittiğinde de ne görsün! Tabloda hiçbir şekilde bir düzeltilme yapılmamıştır. Çok sevinir ve tabloyu alıp sevinçle ustasına getirip gösterir.

Yaşlı usta; demiş ki;“ Sen ilk resminde insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız eleştirebileceklerini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dâhi gelip senin resmini karaladı…

Oysa ikinci resminde onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin. Şunu hiç unutma sevgili dostum, kötü yönde eleştirmek kolaydır, yapıcı eleştiride bulunmak ise eğitim gerektirir.

Evet! Eleştiriyoruz hem de hiç düşünmeden ve söylediğimizi tartmadan. Eleştirdiğimiz işin içeriğini bilmeden. Araştırmaya da gerek duymadan, ağzımıza geleni söylüyoruz. Eleştirdiğimiz işin nasıl yapıldığını hangi aşamalardan geçtiğini bile bilmeden eleştiriyoruz. Hele bir de mikrofon uzatılırsa konunun uzmanı oluyoruz adeta! Eleştirmeyi gaye edinmemek şartı ile dost ve arkadaşlarımızı uyarmak, hatalarını gizli bir şekilde kendilerine bildirmek samimiyetin olmazsa olmazlarındandır. Buna kimsenin bir şey dediği de yok zaten.

İşi bilinçli yapmak en önemli özelliğidir eleştirmenin. Peki! Bilinçli bir şekilde nasıl eleştirmeliyiz?
Eleştiri başlı başına bir sanattır. Üstelik te zor bir sanat. Bu sanatı icra edecek olanlarda şu iki özellik mutlaka olması gerekir.

  1. Ehliyet: Ciddi eleştiri ehliyetli eleştirmenin elinden çıkar. Öncelikle bu işe ehil olunup olunmadığı sorusu sorulmalı. Ehil olmayanın yapacağı bir şey yok mu?

Var elbet: Tanıtmak.

Eleştiri başka! Taine, “Eleştirmek hüküm vermektir” der. Ele aldığı konuya hâkim olanlar verir hükmü. Eleştirmek ehliyetin belgesi değildir. Ehilseniz eleştirmek sizin için bir sorumluluktur zaten.

  1. Araştırma: Üstünkörü okunan birkaç eseri, eleştirmek yeterli değildir. Bir arkeolog gibi kazmayı çok dikkatli vurmak, bulguların gerçek değerini iyi tespit etmek, değerli olanı olmayandan ayırabilecek bir yeteneğe sahip olmak gerekir.

Eleştirmen, muhatabının ulaşa bildiği her ürünü, gözden geçirmek zorundadır. Kolay bir iş değildir bu, azim ve sebat ister. Değilse uğruna bu kadar zahmeti göze alamadığımız için hiç kimseyi eleştiremeyiz, eleştirme hakkını kendimizde bulamayız ve sanatı kullanamayız.

Sözün özü, ehil kişilerce yapıldıkça eleştirmek gereklidir. Çünkü yanlış eleştiri yukarıda anlattığımız hikâyedeki iyi bir seviyeye gelmiş olan ressamımızı üzdüğü gibi herkesi üzer. Ayrıca hiçbir şey yapmayanların eleştirmeye ve en önemlisi eleştirilmeye de hakları yoktur. Yani eleştiri ehliyetli kişilerde olduğu zaman bu kadar da önem arz eder. Bir şeyin kıymetini ondan anlayan bilir. Anlayan kişi daha mantıklı hareket eder ve değerini daha iyi bilir.

Ehliyetli kişiler tarafından eleştirilmek dileğiyle.

Eleştirildiğiniz kadar varsınız…

Vesselam!

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir