Erkut SEYMENLER – Sultanü’ş Şuara : Necip Fazıl Kısakürek

 

 

”Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes

Ey kahbe rüzgar artık ne yandan esersen es…”

 

Dün Dava Adamı Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in ölüm yıldönümüydü. Allah rahmet eylesin… Şair, aktivist, yazar, filozof Necip Fazıl eserleri ile yazım dünyasına ve bir devre damgasını vurdu. Söz konuşanın vasfıdır. Konuşanın kalbinde nur varsa, işiten manevi olarak istifade eder, uyanır. Konuşanın kalbi bulanık ise işitenlerin kulağını tırmalar. Yazmak da keza böyle… Üstad keskin zekasının liderliğinde yazdıklarıyla temas ettiklerini derinden etkiledi, farklı boyutlar açtı.

 

”Ne hasta bekler sabahı, ne taze ölüyü mezar,

Ne de şeytan bir günahı, seni beklediğim kadar…”

Türk basınının merkezi olan Bab-ı Ali’nin önde gelen isimleri arasında yer alan Üstad, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünü bitirdi. Franda’da Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümünde okudu. Ve 1934’te Abdulhakim Arvasi vesilesiyle tasavvufi düşünce ile tanıştı. Bu şekilde altyapısı oluşan Necip Fazıl devrin materyalist dergilerinin karşısına ruhçu ve manevi bir felsefe ile çıktı.

”Aç kapıyı haber var, ötenin ötesinden

Dudaklarda şarkılar kurtuluş bestesinden…”

İlk olarak şiirleriyle büyük dikkat çekti ve Sultanüş Şuara ünvanı ile anıldı. Necip Fazıl şair ve şiir üzerindeki düşüncelerini şöyle açıklıyor: ‘Şair, sanatı üzerine düşünen kimsedir. Şair duyguyla düşünceyi birleştirerek hakikati aramalıdır. Bu hakikat de Allah’tır. Şiir mutlak hakikati aramaktır. Şiir bir noktaya varmak değildir. En varılmaz noktayı aramaktır. Şiirin, Allah’ın sır ve güzelliklerinin aramaktan başka vazifesi yoktur.’

”Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!”

Şiir yanısıra tiyatro eserleri ve fikri yazılarıyla da bir düşünce sisteminin temellerini attı. Necip Fazıl’ın Büyük Doğu Yayınları altında çıkan eserleri bir çok kişiye ve akıma ilham oldu.

Çöle İnen Nur, Çile, Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu, Bir Adam Yaratmak, Reis Bey, Cinnet Mustatili, İdeolocya Örgüsü, İman Ve Aksiyon… Hangi eseri okusanız bir dava adamının fikri dünyasını ve kavgasını en güzel şekilde bulacaksınız. İfadelerdeki netlik, keskin zeka ve verdiği mesajlar gürül gürül akan bir nehir gibi olan hayatta rotasını çizmek isteyenler için sağlam bir alt yapı oluşturacaktır. Her devrin kendine has şartları, dinamikleri oluyor. Günümüz gençliğinin de

”Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik… ‘zaman bendedir ve mekan bana emanettir!’ şuurunda bir gençlik” diyen Üstadı muhakkak tanıması gerekiyor.

”Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber…

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?”

Bazı zamanlar insan hayatına biri girer ve onun hayatını baştan başa değiştirir. Her işin ehli erbabı, üstadı vardır. İş ehlinden öğrenilir. Necip Fazıl’da Abdulhakim Arvasi ile tanışmasıyla tasavvufi düşünceye yelken açmıştır. Hayatını Tanıyıncaya kadar ve Tanıdıktan Sonra diye ikiye ayıran Necip Fazıl; Abdulhakim Arvasi ile tanışmasaydı hayat hikayesi kim bilir nasıl olurdu? O ve Ben isimleri eseri merak edenlere bir kapı aralayabilir…

 

”Mehmed’im sevinin başlar yüksekte!

Ölsek de sevinin, eve dönsek de!

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın elbet bizim elbet bizimdir!

Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!”

Günahları ve sevapları ile iradesini ortaya koyan insanoğlu yaşadığı müddet boyunca bir hikaye yazıyor. Üstad, Sultanü’ş Şuara Necip Fazıl Kısakürek’in hakikat arayışında verdiği kavgayı incelemenizi arzu ederim. Bu kadar eser ve konferans vermiş bir Üstadı bir iki kırık dökük iki cümleyle elbette anlatamazdım. Sadece parmağımla işaret edip ‘Burda değerli biri var’ demek istedim…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir