Erkut SEYMENLER – İYİ AMA ANNE KİM ÜRETMİŞ BU ATOMLARI?

Evlenip çoluk çocuğa karışan insan için herhalde hayattaki en önemli şey evladı oluyor. Özellikle de anneler için… Rahmetli Barış Manço’nun dediği gibi her doğan bebek yeni bir dünya demek. Ve bu bebekler biz onlara nasıl davranırsak, nasıl ilgilenirsek onun rengini alıp büyüyünce dünyaya da o rengi katıyorlar.

Çocuk eğitiminde mihenk taşlarından biri de okul öncesi eğitimi. Bu alanda benim en değer verdiğim isimlerden biri Emine Kavas Eren. Emine Hanım, Boğaziçi Üniversitesi Okul öncesi öğretmenliği mezunu. Washington College’da (exchange olarak gittiği dönemde) gelişim psikolojisi ve sanat dersleri aldı. Amerikan’nın Chestertown kasabasında Kent Family Center’da gönüllü öğretmenlik yaptı. Daha sonra bir süre İstanbul’da özel eğitimde çalışıp, özel bir yuvada müdürlük görevinde bulundu. Ardından Boğaziçi Üniversitesi uygulama bölümünde öğretmenlik yaptıktan sonra Zonguldak’ta bir ilkokula bağlı ana sınıfında halen öğretmenlik yapmakta. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde alanında yüksek lisansını tez aşamasında tamamlamak üzere olan Emine Kavas Eren, Ömer Mete (6 yaşında) ve Kerem (2 yaşında) isminde iki çocuk annesi. Çok kıymetli eşi Mustafa Eren bir çelist, güzel sanatlar lisesinde piyano öğretmenliği yapıyor. Bir çok tanımlamanın dışında bana onu nasıl tanımlıyorsun diye sorsanız, o bir ‘ANNE’…

Nazar değmesin Emine Hanım’ın çocuklarıyla olan ilişkisine imrenmemek elde değil. Emine Hanım gibi değerli isimlerin deneyimlerinden, beyinlerinden daha çok istifade etmeliyiz… Kendisi dün akşam benle şöyle bir mesaj paylaştı. Bundan sonraki yazının tamamı Emine Hanım’a aittir…

‘Geçen gün oturmuş su döngüsü üzerine düşünürken buldum Ömer Mete’yi…’ ‘-Anne bulut su damlasından, nehir, göl ve denizler de sudan oluşuyorsa su neden oluşur?’ ‘-2 hidrojen ve 1 oksijen molekülünden diye cevap verdim, gülümseyerek… Ezber bir bilgi ama bilse ne zarar çıkar düşüncesiyle. ‘-Oksijeni duydum da molekül nedir?’ diye sordu. Anlayabileceğini tahmin ettiğim ölçüde tüm cansız varlıkların en küçük parçası olan atomların varlığından bahsettim.  Bayıldı… Hayranlıkla dinledi… Proton ve nötronların çekirdeği oluşturarak çevresinde mıknatıs çekim gücüne benzer yörüngede hareket eden elektronların varlığını duyunca kulaklarına inanamadı. Gözlerini ve kulaklarını dört açmış, pür dikkat adeta büyülenmişçesine ‘-Gerçekten mi, etrafımdaki herşeyin içinde bunlar mı var, istesek yani, ben bir bilim adamı olsam, görebilir miyim bunları?’’ diye sorarak heyecanını ortaya koydu… Sonra durdu, düşündü ve ‘-İyi ama anne kim üretmiş bu atomları?’

Anladım ki Ömer Mete için inanç eğitimi ruhsal olarak başlamıştır. Toplum ve aile, din ve inanç kültürünü yaşar. Ve bu sadece örnektir. Algılama zamanını çocuk kendisi belirliyor ve inanç boyutunda sorgulama yaşı bizim okullarda başladığımız yaşlardan çok çok önce başlıyor. Okullarda ahlak eğitimi ve dini bilgi içerikleri (süreler, inanç esasları…) gerçekten de faydalı olabilir. Ancak gereksinim bu kadar erken yaşta başlarken öğrenmede kritik dönem diye adlandırdığımız çocuğun öğrenmeye açık ve gereksinim duyduğu o en mükemmel zamanı kaçırmış olabiliriz.  Bu yüzden ailelerin çok iyi bir şekilde donanım ve kendilerini yetişmelerine ihtiyaç olduğu görüşündeyim… Hep ilk önce çocuk eğitimi diye düşünürken bence bir adım geriden başlayıp temeli sağlam tutmalı ve aileden yani kişinin kendisini yetiştirmesinden, geliştirmesinden başlamalıyız. Zannımca duygusal gelişimin bu basamağındaki çocuklar, duygusal ve sosyal yönden suistimale çok açık olduklarından mümkün mertebe aile çocuklarının bu alandaki boşluklarını doldurmaya bilgi gereksinimlerini karşılamak üzere doğru kaynağa yönlendirmeye yönelik bir çaba içinde bulunmalılar.

Değer eğitimi olarak da adlandırılan bu eğitim dünya ülkelerinde oldukça önemsenen bir konu iken bizim çok geride olduğumuz ve ahlak,değer gibi kavramların simgesel bir boyutta yaşandığı görüşündeyim.  Çocuk gelişimi hakkında eğitim almış bir anne olmama rağmen Ömer Mete’nin bu soruların ardından gelen yüzlerce sorusu karşısında kendimi Ömer Mete’ye insanların atomları bir araya getirmek ve yeni teknolojiler (atom teknolojisi, nano teknoloji…) üretmek için çalışabilecekleri, ancak hiçbir varlığın, Allah’tan başka, sıfırdan bir şey üretemeyeceğini açıklarken buldum. Ardından ben de bir durup düşündüm ve ben bu kadar zor açıklayabiliyorsam hiç eğitim almamış bir ebeveynin ne kadar zorlanacağı yönünde düşünceye kapıldım… Sevgi, saygı, hoşgörü, paylaşım gibi temel değerler çocuk doğduğu andan itibaren yaşanarak örnek olunmalı. Bu sayede duygusal gelişimin bir parçası olarak inanç gelişimi için sağlıklı bir ortam hazırlanmalıdır. Belki de böylelikle ileride yaşanabilecek pek çok toplumsal sorunun da yaşanmasına engel oluruz.  İnşallah bu yazı bir çok genç ebeveynin kendisini yetiştirmesine vesile olur…

Bütün akademi bilgilerim bir yana, yaşam ve deneyim çok şey öğretiyor insana… Sevginin bin türlü şekli var… 12 yıllık öğretmenim, anne olunca evde anlıyorum…

Sadece masum bir çocukluk sevgi, keşke her çocuk gibi gönüllerde hep büyüse… Büyüse, öyle büyüse ki tüm dünyayı kaplasa… Ve ben yavrularımı böyle bir dünyaya bıraksam…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir