Sevda GÜNDÜZ – Çakma İnsan Bu Olsa Gerek?

Papağan deyince ilk olarak aklıma; söylenenleri ezbere tekrar eden, rengarenk renkleriyle muhteşem yaratılış özelliğine sahip olan kuş türleri gelirdi hemen. Ne zaman ki; bir papağanımız oldu, o zaman yaratılış olarak üstün zekaya sahip olduklarını kavradım!.. Sekiz yıl kadar önce eve satın aldığımız, altı aylık olan jako papağanın, ilk günkü verdiği hüznü anlatmaya kelimelerim kifayetsiz kalır! Kapıldığım duygu yoğunluğumu yazıya dökerek anlatmak daha kolay olacak sanırım!..

Kafesin içinde acı acı çığlıklarla bağıran ve herkese hüzünlü gözlerle bakan papağan, sanki; “beni annemden, babamdan koparttılar, özgürlüğümü elimden aldılar ve hiç tanımadığım, tamamen yabancı olduğum siz insanların yanına getirdiler! Niçin bu acımasızlığı yapıyorsunuz? Sizin elinizden yeni doğmuş bebeğinizi alıp hayvanların içine, ormana attıklarını düşünsenize” der gibi yakarışlarını duyar gibi olmam, göz yaşlarımı tutamayıp, derin düşüncelere dalmama sebep olmuştu!..

Sıra isim vermeye gelince; gri renkte, kırmızı kuyruğu olan, güzeller güzeli papağanımıza, ilerleyen günlerde yalnız kalmaması açısından Aslı’sınıda yanına alırız fikriyle, Kerem adını yakıştırmıştık nedense? Evcilleşip, bir çocuk kadar aklının çalıştığını göstermesi çok uzun sürmemişti! Bize olan bağlılığının yanı sıra, rahmetli babama olan düşkünlüğü daha farklıydı. Doğasında olan özelliği nedeniyle, tek eşli bir ömür yaşayan jako papağan kendine eş olarak babamı seçmişti. Babamı seçmekte haklıydı doğrusu. Çünkü o kadar hoş davranıyordu ki Kerem’e, bizleri yabancı olarak gördüğü ilk günlerde, yanına sessizce girer, çıkar, ona karşı sevgisini belli etmek babında hoşlanacağı şekilde bir kaç söz söyleyip, yediğimiz yiyeceklerden verip usulca dışarı çıkardı. Babamın eve gelmesini dört gözle bekleyen Kerem; sezgileri kuvvetli olmasından dolayı, daha dış kapı açılmadan sevinç ıslıklarıyla eve neşe katıyordu!.. Kısa sürede evin küçük maskotu olan Kerem; konuşmasıyla, hal ve hareketleri ile gönlümüzü fethetmişti bile. Öyle bir kelimeleri vardı ki, konuştuğu zaman bizi şaşırtmakta bire birdi!.. Aile içinde sohbet sırasında seslerin yükselmiş olması dikkatini çeken Keremin “susunn laaann” diye bağırmasıyla; hepimizin birbirimize bakıp, şaşkınlıkla birlikte, gülüşlerimizi hiç unutmuyorum!..

Jako papağanlarının eğer iyi bakılırsa ömür sürecinin yüz yaşına kadar yaşaması bile ilerki günler için beni endişeye düşürüp, duygulanmama sebep oluyordu zaman zaman!.. Çünkü babama çok bağlıydı. Ölünce nasıl yaşayacaktı babamsız? Ve bu düşüncemin arkasından; “Allah herşeyi kararlamıştır, gelecek için kaygılanıp, üzülmem çok boş ve anlamsız” deyip, kendi kendime kızmakta da geri kalmıyordum..! Üç yıl kadar evin en küçük bitirimi olan Kerem, bir Bayram günü; kalabalık ortamdan sıkılıp, ürktüğü gün, açık kalan kapıdan, uçup, gidişi gözümün önünden gitmeyecek asla! Çünkü öyle bir denk gelmişti ki, misafirleri geçireceğimiz sırada, dış kapıyı ilk olarak açan bendim! Ve tepemden uçup gidişini şaşkın gözlerle izleyen yine bendim!.. Belkide Aslı’sını aramaya gitmişti Kerem, kimbilir? Gidiş o gidiş olmuştu!..

Göz yaşlarımızın uzun süre dinmediği o dönemlerde ilanlar mı verilmedi? Neler neler yapılmadı ki..! Zaman birbirini kovalıyordu ve üzerinden geçen beş yıl süreçten sonra, Taktiri İlahi babamda Hakkın Rahmetine kavuşmuştu! İstediğini alıyor, istediğini veriyordu Allah! Ve biz kullar hüküm neyse , razı olmaya gayret gösteriyorduk..! Babam için taziyeye gelen bir aile dostumuz, kafamızın dağılması için; ertesi gün, sürpriz bir misafir göndermişti bize!.. Birde ne görelim dersiniz? İçeri giren küçük yaramaz Kerem’in aynısı olan jako papağandı!.. An itibariyle gösterilere başlayan papağan, ilk olarak kendi ismini söyleyerek kafasını aşağı, yukarı hareket ettirip; tanıştığına memnun olduğunu ifade eden Yakup, sevimli tavırlarıyla kendisine hayran bırakmıştı!.. Hayatımıza birden bire giren, acılı anımızda yüreğimize su serpen Yakup, bizi kendisine alıştırarak geri gittiğinde hissettireceği boşluğu içimize dokundurmuştu bile!.. Ve bir gün; sahipleri özlediklerini söyleyip aldıkları zaman; bizi özlediğini her ifadesiyle belli eden Yakup, bize geri döndüğünde sahiplenmemize vesile olmuştu..! Geldiğinde içimize soksak doymazdık herhalde!.. Yokluğumuza dayanamayıp hastalanan Yakup, gözleri mosmor olmuş; özlediğini anlamamız için, hareketleriyle sevincini ifade etme çabası içindeydi!.. Kısa sürede taht kurmuştu kalbimize!.. Bir müzik duyunca oynamasından tut, her lafa girmesine, karşılıklı muhabbet etmesine, yemek yerken yanımıza sokulmasına, sırnaşmalarına, çayı çok sevdiği için, ona verilmeyince kızgın bir şekilde; “hadiii veeer” demesine kadar; güldürmekte birinci olan, küçük bitirimimiz, akıllı bıdığımız olmuştu bizim..! Hayvan severlere tavsiyemdir bir Yakup!..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir